Advert
Şaban DOĞAN
Şaban DOĞAN
Giriş Tarihi : 16-07-2019 22:08

“Fetö -15 Temmuz” İle “Kesnizani – Irak” Benzerliği

“Fetö -15 Temmuz” İle “Kesnizani – Irak” Benzerliği

 

 *Irak’ı ABD’nin kucağına atan Kesnizani yapılanması

 Irak denilince akla ilk gelen isim Saddam Hüseyin’dir. 1979 yılından 2003 yılına kadar iktidarda kalan Saddam Hüseyin 24 yıl gibi uzun bir süre Irak’ı yönetmiştir. Dolayısıyla da belli bir döneme damgasını vurmuş bir liderdir. Onun iktidarı sırasında gerçekleşen İran-Irak savaşı, Halep’çe ve Duceyil  katliamları günümüzde de tartışılan konular arasındadır. Biz bu tartışmaları tarihçilere bırakarak, Saddam Hüseyin’in İktidardan nasıl indirildiği, Bağdat’ın koalisyon güçlerine nasıl teslim edildiği konusuna gelelim. Zira Saddam Hüseyin’in, CIA’nin güdümünde ki Kesnizani yapılanması kullanılarak iktidardan indirilmesiyle; 15 Temmuz akşamı darbe girişiminde bulunan, yine CIA’nin güdümünde ki Fetö terör örgütü arasında birebir benzerlikler vardır

 Saddam Hüseyin’in 1979 yılında başlayan iktidarından, 30 Aralık 2006 yılında idam sehpasına çıkmasına kadar geçen süre içinde, bizde ki Fetö yapılanmasının bir benzeri olan Kesnizani yapılanmasının faaliyetleri, asıl konumuzu teşkil etmektedir. Zira Kesnizani sözde tarikatının Irakta yapılanmasıyla, bizde ki Fetö terör örgütünün devlet içinde ki yapılanması bire bir aynıdır. Diğer bir ifadeyle, kendini dünyanın jandarması ilan eden büyük güçlerin, Fetö terör örgütü vasıtasıyla ülkemiz üzerinde oynadığı oyunun birebir aynısı, Irak üzerinde de oynanmıştır. Sahneye konan bu senaryo Irakta başarıya ulaşmış; ancak yurdum insanı 15 Temmuz akşamı, büyük bir basiret örneği göstererek, büyük güçlerin oyununu boşa çıkarmıştır.

 ABD’nin ünlü istihbarat örgütü CIA, Kesnizani tarikatının Irak devleti içinde sinsi bir şekilde yapılanmasını sağlamış, ağaç kurdunun ağacı yediği gibi, bu yapı Irak devletini içerden yemiş bitirmiştir. Böylece din kisvesi altında sunulan bazı cemaat ve tarikat yapılanmalarının bir örneği de Irak da gerçekleşmiştir. Irakta Kesnizani tarikatı vasıtasıyla, ABD ve İngiltere başta olmak üzere büyük güçler, bu ülke üzerinde beslediği emelleri hayata geçirmişlerdir.

*Irak’ın işgaline sebep arandı ve bulundu

 Savaşın öncesine baktığımızda, her şeye rağmen büyük güçler tarafından Irak’ın işgali için görünen bir sebep bulunması gerekmektedir. Zira uluslar arası arenada haklı çıkabilmek adına, sebep ve ya sebepler bulunması zaruriyet içermektedir. ABD ve koalisyon güçleri tarafından Irak’ın işgaline iki temel sebep anında bulunuvermiştir. ABD, Irakta kitle imha silahları olduğunu ve Irak devletinin El-Kaide terör örgütüyle bağlantısı olduğunu iddia etmiştir. ABD için iddia ettiği konular, bu ülkeyi işgal için yeterli olmuştur. Irak’ın içinde yıllarca Kesnizani tarikatını besleyen başta CIA ve diğer istihbarat örgütleri, bu ülkeyi işgal için gerekli zemini, yıllar öncesinden zaten oluşturmuştur.

          Irak’ta Kitle imha silahları ve kimyasal silahların varlığını iddia eden ABD ve İngiltere, Körfez savaşını başlatmış, adı geçen bu ülkeyi işgal etmiş, ama bu silahlar bir türlü bulunamamıştır. Yıllar sonra ise, ABD tarafından “Irak’ta kimyasal silah yokmuş. Pardon” mealinde ki açıklamalar, insanın aklıyla alay eder mahiyettedir. İşin belki de en kötü ve çarpıcı tarafı ise, Irak’ın işgalinden önce yapılan istihbaratta ve hazırlanan raporlarda “Irakta kimyasal silah olmadığı gerçeğinin” teyit edilmesi ve bunun Bush’a sunulmasıdır. İstihbarat raporlarında sunulanın aksine, Irakta kimyasal ve kitle imha silahlarının mevcudiyetini savunan ABD, Irak’ı hiç çekinmeden işgal edebilmiştir.

         Diğer taraftan ABD Dışişleri Bakanı Donald Rumsfeld’in, Irak ile El kaide arasında bağ olduğu iddiası da fos çıkmıştır. Oysa bilindiği üzere El-Kaide terör örgütü ABD tarafından kurulmuş ve gerektiğinde de taşeron olarak da kullanılmıştır.

*Irak işgalinin perde arkası

 Biz bu verilerden şunu açık ve net anlamamız gerekir ki ABD ve diğer koalisyon güçleri, ileri sürdükleri sebeplerden dolayı değil, perde arkasında gizledikleri hedeflerinden dolayı Irak’ı işgal etmişlerdir. Bu işgalin perde arkasında ki asıl amaç ise şunlardır.

1-Saddam Hüseyin’in kendi adına ülkesinde kurmuş olduğu hâkimiyet, ABD’yi rahatsız etmektedir. Birde Hüseyin’in en son yaptığı açıklamalar ile uluslar arası ticarette dolardan vazgeçebileceğini ve Euro’ya dönebileceğini açıklaması, ABD’yi oldukça rahatsız etmiştir. Zira bölge ticaretinde ve özellikle Petrol satışlarında dolardan vazgeçilmesi demek, ABD’nin bölgedeki hâkimiyetinin yerle yeksan olması demektir.

2- ABD orta doğuda hiçbir zaman, İsrail’in güvenliğini tehdit edecek yapılara izin vermemiştir. Orta doğuda bölük pörçük, ekonomik ve sosyal açıdan zayıf ülkelerin oluşması demek, ABD’nin bölgede güçlü olması demektir. Zira karşılıksız olarak İsrail’de basılan ve sanal para olmaktan ileriye gidemeyen doların hâkimiyetinin bu bölgede devam etmesi gerekmektedir.

3-Irak’ta yaşayan insanların sadece 1/5 Sünni’dir. Buna rağmen Saddam Hüseyin yönetim kadrolarında bulunan Şiileri temizlemiş ve yerlerine Sünnileri getirmiştir. Bu olay ise, Müslümanlar arasında mezhep kavgalarını körükleyerek nemalanan büyük güçlerin işine gelmemiştir. Bu durum başta İran olmak üzere bazı İslam ülkelerini de rahatsız etmiştir.

4- Zamanın ABD başkanı Bush’un, Irak’a Yapılan çıkarmanın ardından dillendirdiği “Haçlı Seferi” tanımlamasını da unutmamak gerekir. Aslında körfez çıkarmalarının ve Irak’ın işgalinin bütün neden ve sonuçlarını, Bush’un “Bu bir haçlı seferidir”  cümlesi özetlemektedir.

 ABD ve diğer koalisyon güçlerinin Irak’ı işgal konusuna burada bir parantez açmak istiyorum. ABD Irak’ı işgali sırasında, gerçekten haçlı zihniyetiyle hareket etmiş, bilinçli olarak kadınların, hatta çocukların ve erkeklerin ırzına geçilmiştir. Bu vahşet içeren tecavüzlerin amacı, Müslümanları dünya kamuoyunda küçük düşürmek, Müslümanlardan öç ve hınç alındığını Hıristiyan âlemine ispatlamaktır. Aslında bu noktada, insan haklarından ve hürriyetlerinden dem vuran batının gerçek yüzünü göstermesi, İslam âlemi ve insanlık için önem arz etmektedir. Bütün bu vahşet işlenirken dünya kamuoyunun sessiz kalması ise, haçlı zihniyetinin gerçek yüzünün dünya milletleri tarafından tescili olmuştur.

*Fetö haçlılar ve Siyonistlerden yana tavır alıyor

 O dönemde dahi bizim Fetö, haçlılardan yana tavır koyabilmiştir. Birilerinin hoca efendi diyerek el etek öptüğü Fetö, Irakta kadınların ve çocukları ırzına geçilirken ağababalarına karşı ses çıkaramamıştır. Fakat savaş ortamında Saddam Hüseyin’in İsrail’e atmış olduğu iki füze dolayısıyla sahneye çıkan Fetö, salya sümük ağlayarak İsrail’de çocukların öldüğü yalanına insanları inandırmaya çalışmıştır. Kaldı ki, Saddam’ın attığı iki füze boş arazilere düşmüş, karşıda can ve mal kaybına da neden olmamıştır. Günümüzden geriye doğru baktığımızda, bu olaylar bizlere göstermektedir ki, Fetö denen hain, Irak’ı işgal kuvvetlerine teslim eden Kesnizani tarikatıyla kol kola hareket etmiştir. Bu kısa ibret verici anekdottan sonra Körfez savaşının nedenlerine geri dönelim.

          Aslında Körfez savaşının perde arkasında sayabileceğimiz daha birçok sebep vardır. Ancak ana hatlarıyla yukarıda sunmaya çalıştığımız sebepler nedeniyle Irak işgal edilmiştir. Sonuç olarak bu savaşta, yüz binlerce Müslüman insan katledilmiş, kadın ve çocukların bilinçli olarak ırzlarına geçilmiştir. ABD başkanı Bush’un “Bu bir haçlı seferidir” açıklaması ise, olayların perde arkasını açıklar mahiyettedir. Bu savaşta en zor Bağdat’a girileceği tezi savunulsa da, Bağdat en kolay girilen şehir olmuştur. İslam Medeniyetinin gelişmesinde etkin rol oynayan Bağdat’ı işgal eden ABD askerlerinin ilk gittikleri yer ise, şaşırtıcı olmakla birlikte, Bağdat kütüphanesidir. Burada bulunan binlerce kitap ve yazma eserler, uçaklara doldurularak ABD askerleri tarafından adeta kaçırılmıştır. Bu olayda bizlere göstermektedir ki Irak’ın işgali, medeniyetler çatışmasının bir parçasıdır.

 Aynı Irak’ın işgalinde, Suriye’nin parçalanmasında olduğu gibi, 15 Temmuz akşamı yaşadığımız darbe girişimiyle, ülkemizde bir iç savaş çıkartılarak bölünmek ve parçalanmak istenmiştir. İslam’ın son kalesi durumunda ki Türkiye’miz, CIA’nin yıllarca besleyip kolladığı Fetö’nün eliyle, Haçlılara ve Siyonistlere peşkeş çekilmek istenmiştir.

 Irakta ki Kesnizani tarikatı gibi, ülkemizde yaşadığımız “15 Temmuz darbe girişimi” de, İslam âlemi üzerinde kurgulanan entrika ve oyunlar, içeride bulunan satılmış hainler vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Ülkemiz içinde dini bir cemaat görüntüsü verilerek kırk yıl gibi uzun bir süre Fetö nasıl yapılandırıldıysa, Irak’da da Kesnizani tarikatı CIA ve Mossad tarafından yapılandırılmış, Irak adeta altın tepsi içinde büyük güçlere sunulmuştur.

 İslam âleminin başına gelen bu olaylar, bir Müslüman olarak bizleri hiç şüphesiz derin bir şekilde üzmüştür ve üzmeye devam etmektedir. Ancak sadece üzülmemizin olayların çözümünde bizlere faydası yoktur. Her şeye rağmen İslam âleminin, “Zararın neresinden dönülürse kardır” anlayışıyla hareket etmesi ve üzerinde yeni kurgulanan oyunlara fırsat vermemesi gerekmektedir. 

          15 Temmuz akşamı ülkemiz de yaşanan üzüntü verici olaylar, İslam dünyası üzerinde oynanan oyunun en önemli parçasıdır. İslam’ın son kalesi olarak görülen güzel yurdumuz 15 Temmuz akşamı işgal edilmek istenmiştir. Ancak milletimiz, canını ortaya koyarak, bayrağına ve vatanına bağlılığını dost düşman herkese göstermiştir. Bu millet, ülkesinin Suriye, Irak ve Mısır gibi olmasını engellemiş, böylece de diğer İslam ülkeleri için umut ışığı olmaya devam etmiştir.

 Irak’ı bölüp parçalayan ve koalisyon güçlerine teslim eden, Kesnizani tarikatına gelince: Kadiriliğin bir kolu olarak ortaya çıkmış, ancak daha sonrasında gerçek hüviyetinden uzaklaşarak, Irak üzerinde yaşayan Müslümanların başına bela olmuştur. Aynı bizde ki Fetö’nün Nur cemaatine bağlı olarak ortaya çıkıp devlet içinde gizli yapılanmaya giderek CIA ve Mossad gibi istihbarat örgütlerine çalıştığı gibi…

*Türkiye’de Fetö yapılanması neyse, Irakta Kesnizani yapılanması da odur.

Irakta Kesnizani tarikatı neyse, Türkiye’de Fetö yapılanması da odur. “Terör örgütü” adını rahatlıkla verebileceğimiz bu yapılanmalar, CIA ve Mossad gibi istihbarat örgütlerinin değirmenine su taşımışlardır. Bu hain yapılanma içinde olanlar gerektiğinde paraya, gerektiğinde kadına, gerektiğinde ise rahat bir hayata kendilerini ve bağlı bulundukları devletleri satmaktan çekinmemişlerdir.

Bu tür terör yapılanmaların, CIA gibi istihbarat örgütleriyle ilişkisi olduğuna vurgu yaparken, konunun askıda kalmaması açısından bir örnek verelim. Eski CIA ajanı ve Ortadoğu uzmanı Graham Fuller, Fetö’nün Pensilvanyada ki malikânesinde defalarca fotoğraf çektirmiş, bu fotoğraflar da basında yer almıştır. Eski bir CIA ajanı ki ajanların eskisi olmaz, Fetö’nün malikânesinde ne aramaktadır ve ya ne yapmaya gitmiştir?

Süleymaniye’de Şeyh Abdülkerim Kesnizani tarafından kurulan bu tarikat, devlet içindeki yapılanması bakımından Fetö terör örgütüyle benzeşmektedir. Tarikatın kurucu şeyhi Abdülkerim’in ölümünden sonra yerine oğlu Muhammed Kesnizani geçmiş, bundan sonraki aşamalarda CIA ve Mossad ile olan ilişkilerde geliştirilmiştir. Her ne kadar bu istihbarat örgütleriyle olan ilişkiler ispatlanamasa da, tarikat üyelerinin Yahudi hahamlardan Kabala geleneğine dair dersler almaları, bu tarikatın İslam geleneğiyle ilişkisinin olmadığını bizlere göstermektedir. Yani sözüm ona bu tarikat, İslam maskesini takıp, Irakta bulunan Müslümanların kuyusunu kazmıştır. Diğer bir ifadeyle bu tarikat vasıtasıyla CIA, Irak’ın İslami hayatını kontrol altına almıştır. 2003 yılında Irak’a yapılan körfez çıkarması göstermiştir ki Kesnizani tarikatı, Mossad ve CIA tarafından Saddam’ı içten yıkmak, Irak’ı kolayca teslim almak için organize edilmiştir.

Bizde ki Fetö yapılanması incelendiğinde ise, Kesnizani tarikatına göre daha tehlikeli olduğunu görmek zor değildir. Kaldı ki Kesnizani tarikatı sadece Irak’ta şekillenirken, Fetö dünyanın dört bir yanında okullar açarak küresel bir boyuta ulaşmıştır. Fetö terör örgütü, nurculuk adı altında ortaya çıkmış, ancak en büyük ihaneti de nurculuğun önderi konumunda ki Bediüzzaman’a yapmıştır. Kesnizani tarikatı üyeleri hahamlardan ders alıp nasıl ihanet şebekesi oluşturduysa, Fetö denen hain de 1975 yılında mason locasına üye olarak nereye hizmet ettiğini açıkça göstermiştir.

Kesnizani tarikatı lideri ve üyeleri, zaman zaman Saddam Hüseyin’e bağlılıklarını da bildirmekten geri durmamışlardır. CIA ve Mossad ile gizli ilişkileri olan bu tarikatın asıl amacı, ordunun içinde yapılanabilmektir. Kilit noktaları ele geçirebilmek ve ya bu noktalarda bulunan insanları elde edebilmek için, Mossad ve CIA’nin gönderdiği dolarlar kullanılmıştır. Zaten bu tip yapılanma içinde olan terör örgütlerinin ilk yaptıkları şey, ele geçirmek istedikleri insanların zaaflarını tespit edip, ona göre strateji geliştirmeleridir.

Ve Kesnizani tarikatı denen terör örgütü, Irak devleti içindeki gizli yapılanma hedefine ulaşmıştır. Irak’ın acımasız yüzü olarak gördüğümüz EL-Muhaberat dahi bu tarikatın güdümüne geçmiştir. Baas rejiminin Saddam’dan sonra en kudretli ismi olan İbrahim İzzet El Duri bile bu karanlık yapıya hizmet eder konuma gelmiştir. El Duri, Saddam’ın bütün kirli işlerini organize ediyor, bütün karanlık odaklarla ilişki kuruyordu. Bu tip gizli yapılanma içinde olan terör örgütlerinin vahametini anlatabilmek adına birkaç örnek daha verelim. Kesnizani tarikatı işi o kadar ileri götürmüştü ki, Saddam’ın karısı Sacide Hayrullah, Saddam’ın kardeşleri Vatban ve Barzan ile oğul Buday da bu tarikatın müritleri arasındadır.

Artık Saddam Hüseyin, CIA’nin Kesnizani tarikatı vasıtasıyla devşirdiği içteki düşmanlarıyla karşı karşıyadır. “Pirincin içindeki siyah taştan değil beyaz taştan korkacaksın” misali, Saddam içeriden devşirilen düşmanlarıyla baş başa kalmıştır artık. Saddam Hüseyin’in önünde duran tek acı gerçek vardır. O da, bu konuda çok geç kaldığıdır. Zira bu tarikat vasıtasıyla, Irak devletinin mekanizması devşirilmiştir. Artık Irakta yaşayan Müslümanlar, acı sona razı olmak durumundadırlar.

         Irak’ın Kuşatması sırasında şeyh Muhammed, müritlerine ABD askerlerine karşı direşilmemesini emretmiştir. Şeyhin emrinde ki mürit generaller, ülkesini kanlarının son damlasına kadar savunacakları yerde, şeyhlerinin söylediğinde bir keramet vardır anlayışıyla Bağdat’ı Amerikan askerlerine peşkeş çekmişlerdir.

15 Temmuz akşamı TSK’nin içinde yuvalanan Fetö’ye bağlı komutanlarda aynı minval üzere hareket etmiş, lakin Ömer Halis Demir gibi kahramanlar ortaya çıkarak, cuntacıların planlarını boşa çıkarmıştır.

Kesnizani tarikatının Irakta ki yapılanması ve söylemiyle, bizde ki Fetö terör örgütünün yapılanması ve söylemi arasında benzerliklerin olduğunu daha önce belirmiştik. Irakta Şeyh Muhammed Kesnizani, general müritlerine nasıl Bağdat’ı teslim edin dediyse, bizde ki hain Fetö’de, haçlıların ülkemizi ele geçirmelerinde bir sıkıntı olmayacağını söyleyecek kadar alçalabilmiştir. 15 Temmuz darbe girişiminin plan ve projelerinin dışarıda tasarlanıp, içeride ki Fetö elemanları tarafından uygulamaya konulduğu artık netleşmiş ve deşifre olmuştur. Zaten Pensilvanyada bulunan bu adam, 15 Temmuz akşamından sonra yapmış olduğu açıklamalarda bunu açık olmasa da, ima yoluyla kabul etmiştir. Yabancı basın mensuplarını kaldığı malikânede kabul eden terörist başının yapmış olduğu pişkin açıklamalar, insanın kanını dondurur niteliktedir. Diğer taraftan darbeci askerler ve sivillerin üzerinden çıkan şifreli 1 Dolarlar, darbe girişiminin nerelerde planlandığını ve taşeron olarak kimlerin kullanıldığını bizlere göstermektedir.

 Irakta dini bir söylemle ortaya çıkan Kesnizani tarikatı nasıl ülkenin kılcal damarlarına kadar sızdıysa, biz deki Fetö terör örgütü de  “dinler arası diyalog” safsatasıyla ordu, yargı, milli eğitim ve diğer kurumlara sızmayı başarmıştır. Irak Saddam’dan kurtulmuş, ancak zulümden kurtulamamıştır. Ancak Müslüman Türk milleti, hain Fetö’nün taşeronluğunu yaptığı darbe girişiminden kurtularak, İslam âleminin umudu olamaya devam etmektedir.

Pekiyi bir insan, devletini ve milletini dış ülkelerin istihbarat birimlerine satacak kadar nasıl alçalabilir? Hele bu insan Müslüman olduğunu iddia ederken, din adına kendisini nerede konumlandırmaktadır?

*Fetö psikolojik bir vakadır.

        Fetö denen hain, gerçekten Psikolojik yönden incelenmesi gereken hasta ruhlu bir adamdır. Hatta bu şahıs sosyolojik ve psikolojik anlamda üzerinde tezler hazırlanması gereken ağır bir vakadır. Zira bu ağır vaka diyebileceğimiz hastalıklı adam, binlerce insanı kandırıp nasıl kendine bağlayabilmiştir, acaba? Emin olun bu soruların cevabını vermek zor değil! Zira bu hain, insanları hipnoz etmeden tutunda, insanları efsunlama(büyülemeye) kadar bütün yolları denemiştir. Bu gün yabancı istihbarat birimlerinde, metafizik olayları inceleyen bölüm ve kısımların olduğu bilinmektedir. Zira sihir ve büyü gerçeği dünya kuruldu kurulalı var olan bir olgudur. Musa (as)’in karşısına çıkan ve ona her türlü kötülüğü reva gören Firavun’un sihirbazlarının olduğu, insanları kendi menfaatleri doğrultusunda efsunladığı bilinmektedir. 15 Temmuz akşamı Fetö denen hainin yaptıklarına bakarsak, Firavun’dan aşağı kalan yanının olmadığını görmekte zorlanmayız.

                                                                     SON SÖZ

  1. 15 Temmuz akşamı yaşanılan olaylar bizlere göstermiştir ki, İslam âlemi üzerinde oynanan oyunlar her devir ve dönemde var ola gelmiştir. Bir asır önce Lawrence oyunlarıyla parçalanan İslam âlemi; bu gün de zamanımızın Lawrence’ları tarafından aynı oyunlarla yok edilmek istenmektedir.
  2. Müslümanların bu oyunlar karşısında her zamankinden daha uyanık olması, durum ve şartlara göre taktik geliştirmesi gerekmektedir. Bu konuda geliştirilebilecek en önemli taktik ise, “Müslümanların arasında var olması gereken birlik beraberlik ve kardeşlik ruhunun tekrar tesis edilmesidir.” Aynı 15 Temmuz akşamında olduğu gibi; birlik, beraberlik ve kardeşlik içinde hareket ettiğimiz taktir de İslam düşmanlarının bütün oyunları boşa çıkacaktır.

Şaban DOĞAN

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
BARİYERLERE OK GİBİ SAPLANDI
ANKET OYLAMA TÜMÜ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
Bekçi Maaşları